Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Dr. Elif Ozgur
Dr. Elif Ozgur

Balıkçı Ağları Ne Zaman “Hayalet” Olur?

“Eskimiş her balıkçı ağı, hayalet ağ değildir…”

Balıkçı Ağlarının İzlenmesinden Atık Yönetimine Bütüncül Bir Bakış

Dr. Elif ÖZGÜR

“Hayalet ağ politikası yalnızca “bul ve çıkar” yaklaşımına değil; tanı, izle, kaybı bildir, değerlendir, gerektiğinde geri kazan ve kullanım ömrünün sonunda doğru yönet anlayışına dayanmalıdır. Bilimsel ve sürdürülebilir yönetimin asıl hedefi, sorun ortaya çıktıktan sonra onu temizlemekle sınırlı kalmamalıdır. Kayıp av araçlarının oluşmasını azaltmak, oluşan kayıpları izlenebilir hale getirmek ve müdahalenin kendisini de ekolojik bilgiye dayandırmak gerekir. Çünkü denizleri korumanın en etkili yollarından biri, temizlemek zorunda kalacağımız kirliliğin oluşmasını en başından önlemektir.”

On yıldan uzun süredir denizlerimizde atık av araçlarının çıkarılması gündemimizde. Türkiye’de bu süreç 2014’de Tarım Bakanlığı tarafından başlatıldı, halen sürüyor. Birçok konuda olduğu gibi atık ağlarla ilgili de bir kavram karmaşası yaşanıyor. Sivil toplum örgütleri konuya dikkat çekmek için “hayalet ağ” kavramını kullanmıştı. Bu kavramı Tarım Bakanlığı da kullansa da aslında bakanlığın 2014 yılında hayata geçirdiği proje, “Denizlerin Terkedilmiş Av Araçlarından Temizlenmesi” adını taşıyor.

Peki, denizin dibinden çıkarılan eski bir balıkçı ağı ile bir balıkçının karada kullanım ömrünü tamamladığı için elinden çıkardığı ağ aynı şey midir?

Soruyu başka türlü sorarsak; hem denizden çıkarılan, hem de balıkçıların artık kullanılamaz duruma geldiği için “çöpe attığı” balıkçı ağlarının her ikisi de “hayalet ağ” olarak tanımlanabilir mi?

İlk bakışta bu soru yalnızca bir terminoloji tartışması gibi görünebilir. Oysa hayalet ağlarla mücadelede nereden başlanması gerektiğini, neyin ölçüleceğini, başarı göstergesinin ne olacağını ve kamu kaynaklarının hangi aşamaya yöneltileceğini belirleyen temel meselelerden biri tam da budur.

Çünkü eskimiş, artık işe yaramayan her balıkçı ağı “hayalet ağ” değildir.

Bir av aracının yaşam döngüsü, daha denize bırakılmadan önce başlar. Ağ üretilir, edinilir, bir balıkçı veya balıkçı gemisiyle ilişkilendirilir, avcılık faaliyetinde kullanılır ve ağın dolaşımdaki yolculuğu iki temel yoldan birinde son bulur. Ağlar kullanım ömrünü tamamlayarak karaya çıkarılabilir veya avcılık sırasında kaybolabilir, kopabilir, takılabilir ya da terk edilebilir.

Bu iki yolun çevresel yönetimi ve ölçme/değerlendirme kriterleri birbirinden farklıdır.

Karada kullanım ömrünü tamamlamış bir ağ öncelikle atık yönetiminin konusudur. Denizde insan kontrolünden çıkan av aracı ise balıkçılık yönetimi, deniz ekolojisi ve denizel atık yönetiminin kesiştiği farklı bir probleme dönüşür.

Bu nedenle hayalet ağlarla mücadeleyi yalnızca “kaç kilogram veya kaç metre ağ toplandı?” sorusuyla değerlendirmek yerine daha geriden başlayan bir soru sormamız gerekir: Bir balıkçı ağını denize girmeden önce tanımlayabiliyor, kullanıldığı süre boyunca kayıt altında tutabiliyor ve kaybolduğu anda nerede olduğunu öğrenebiliyor muyuz?

Hayalet ağ sorunu aslında denize düşmeden önce başlıyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), terk edilmiş, kaybolmuş veya başka biçimde denize bırakılmış av araçlarını ALDFG — Abandoned, Lost or Otherwise Discarded Fishing Gear başlığı altında ele almaktadır. Bu araçların insan kontrolünden çıktıktan sonra sucul canlıları yakalamaya devam etmesi ise “ghost fishing”, yani hayalet avcılık olarak tanımlanan ekolojik sorunu yaratmaktadır.

ALDFG yalnızca plastik kirliliği değildir. Balık stokları, korunan türler ve bentik habitatlar üzerinde etkiler oluşturabilmekte; dolaşma ve takılmaya neden olabilmekte, deniz ulaşımı açısından risk yaratabilmekte ve ekonomik kayıplara yol açabilmektedir. Bu nedenle FAO’nun yaklaşımı yalnızca kaybolmuş ağların sonradan denizden çıkarılmasına dayanmıyor.

FAO tarafından 2018 yılında kabul edilen Voluntary Guidelines on the Marking of Fishing Gear, yani Av Araçlarının Markalanmasına İlişkin Gönüllü Kılavuz İlkeler, çok daha bütüncül bir sistem öneriyor. Av aracının tanımlanması, sahibinin ve kullanımının izlenebilmesi, kayıp av aracının bildirilmesi ve geri kazanılması ile kullanım dışı araçların çevresel açıdan güvenli biçimde yönetilmesi aynı sistemin parçaları olarak değerlendiriliyor.

Başka bir ifadeyle mesele ağ denizin dibinde bulunduğunda başlamıyor.

Çok daha önce başlıyor ve sistem şöyle işliyor: Av aracını tanımla → kayıt altına al → kullan → kaybolursa bildir → konumunu belirle → ekolojik riskini değerlendir → gerekiyorsa geri kazan → kullanım ömrünün sonunda uygun şekilde yönet.

Bu zincirin herhangi bir halkasının eksikliği, bir sonraki aşamayı zorlaştırıyor.

Türkiye’de ağın bir kimliği var.

Türkiye açısından önemli olan noktalardan biri, bunun yalnızca teorik bir öneri olmamasıdır.

Tarım ve Orman Bakanlığının ticari amaçlı su ürünleri avcılığında kullanılan av araçlarının markalanmasına ilişkin uygulamasıyla av araçlarının kayıt altına alınması, envanterlerinin çıkarılması ve denetlenebilir hale getirilmesi amaçlanmıştır.

2022 yılında yürürlüğe giren uygulamada gırgır, trol, uzatma ağı, parakete, tuzak ve diğer ticari av araçları için markalama sistemi oluşturulmuştur. Markalardaki seri numarası veya karekod üzerinden av aracının ve ilişkili balıkçı gemisinin bilgilerine ulaşılması öngörülmüştür.

Türkiye’nin 2026 tarihli Yasadışı, Kayıtdışı ve Düzenlenmemiş Balıkçılıkla Mücadele Ulusal Eylem Planı da bu yaklaşımı ileri taşımakta; ticari av araçlarının seri numarası ve QR kod içeren markalarla tanımlanmasını öngörmektedir.

Bu düzenlemelerin hayalet ağ yönetimi açısından anlamı son derece önemlidir: Denize bırakılan av aracının artık bir kimliği vardır. Öyleyse bundan sonraki soru yalnızca “ağı markaladık mı?” olmamalıdır.

Soruyu daha da hedef odaklı soracak olursak: Markalanmış bir ağ kaybolduğunda bu kimliği takip edebiliyor muyuz?

Kaybedildiği an, hayalet ağ yönetiminin en değerli anıdır. Çünkü kayıp ağın nerede olduğunun bilinmesi için yıllar sonra deniz tabanının taranmasını beklemek zorunda değiliz.

Akdeniz Genel Balıkçılık Komisyonu (GFCM), kayıp av araçları konusunda oldukça basit fakat güçlü bir yaklaşım tarif etmektedir. Av aracı kaybedildiğinde balıkçı kayıp konumunu seyir veya av kayıtlarına kaydetmeli ve ilgili otoriteye bildirmelidir. Böylece yer işaretlenebilir ve mümkün olan en kısa sürede geri kazanma çalışması koordine edilebilir.

Burada zaman kritik bir değişkendir. Bugün koordinatı bilinen yeni kaybolmuş bir ağı bulmakla, yıllardır denizin dibinde bulunan bir ağı tesadüfen aramak aynı yönetim faaliyeti değildir.

Türkiye’de de kayıp av araçlarının bildirilmesine yönelik yaklaşım yeni değildir. Yazının başında değindiğim gibi Tarım ve Orman Bakanlığının 2014 yılında başlattığı “Denizlerin Terk Edilmiş Av Araçlarından Temizlenmesi Projesi” kapsamında kaybedilen av araçlarının Bakanlığa bildirilmesi özellikle istenmiştir.

Dolayısıyla hayalet ağlarla mücadelenin en güçlü araçlarından biri dalgıçların yıllar sonra ağı bulması değil, balıkçının kayıp gerçekleştiği anda sistemin parçası haline gelmesidir. Bu nedenle iyi bir hayalet ağ yönetim sisteminin soruları son derece somuttur:

  • Hangi av aracı kayboldu?
  • Kime aitti?
  • Ne zaman kayboldu?
  • Nerede kayboldu?
  • Neden kayboldu?
  • Geri alma girişiminde bulunuldu mu?
  • Bulunduğunda hâlâ avcılık yapıyor muydu?

Bu bilgiler olmadan yalnızca karaya getirilen ağ miktarının ölçülmesi, sorunun sadece son aşamasını görmemize neden olabilir.

Konunun bir de değer yönü var; balıkçıların artık kullanılamaz durumda olduğu için çöpe attığı ağlar. Yani aslında bir tür atık yönetimi kapsamına giren karasal alandaki ağlar.

Peki, karadaki eski ve kullanılmayan balıkçı ağlarına neden hayalet ağ denilemez?

Bu ayrım özellikle önemlidir. Bir balıkçı ağını yıllarca kullandıktan sonra kullanım dışı bırakabilir. Ağ limanda, balıkçı barınağında veya başka bir karasal alanda bulunabilir. Böyle bir ağın uygun şekilde toplanması son derece değerlidir. Çünkü ağın kontrolsüz biçimde çevreye bırakılması önlenebilir; yeniden kullanım, geri dönüşüm veya uygun bertaraf seçenekleri oluşturulabilir.

Dahası, kullanım ömrünü tamamlamış ağların karada etkin biçimde toplanması gelecekte ALDFG oluşmasını önleyici bir uygulamadır.

Ancak burada kavramları doğru kullanmak gerekir.

Karada sahibinin kontrolünde bulunan kullanım dışı bir ağ ile denizde sahibinin kontrolünden çıkmış kayıp veya terk edilmiş bir av aracının ekolojik statüsü aynı değildir.

Birincisinde ağırlıklı olarak: atık toplama → sınıflandırma → yeniden kullanım → geri dönüşüm → bertaraf süreci söz konusudur.

İkincisinde ise: kayıp → bildirim → konumlandırma → ekolojik risk → hayalet avcılık → habitat etkileşimi → geri kazanma kararı zinciri ortaya çıkar.

Bu iki zincir sonunda aynı geri dönüşüm sisteminde birleşebilir. Fakat başlangıçları, toplanma süreçleri ve deniz ekosistemi açısından anlamları farklıdır. Bu nedenle karada toplanan kullanım dışı ağ miktarı, tek başına denizden ne kadar hayalet ağ temizlendiğini göstermez.

Daha doğru bir ifadeyle şöyle de diyebiliriz: Karadaki atık av aracının iyi yönetilmesi hayalet ağ oluşumunu önler; denizdeki kayıp av aracının iyi yönetilmesi ise oluşmuş hayalet ağ riskini azaltır. İkisine de ihtiyacımız vardır. Ancak bunların ölçülüp değerlendirilmesi ve başarı göstergelerinin birbirinden ayrılması gerekir.

Bir denizi temizlemeden önce onu tanımak

Sorunun bir başka boyutu daha var. Bir ağ denizde bulunduğunda onu hemen çıkarmalı mıyız?

Türkiye’de bu sorunun önemini yıllara dayanan sualtı gözlemleri üzerinden anlatan dikkate değer örneklerden biri Marmara Denizi ve Adalar çevresidir.

Serço Ekşiyan‘ın Marmara ile ilişkisi hayalet ağ toplamaya başlamasından çok daha eskidir. 1970’lerden itibaren aynı sularda dalmış, Marmara’nın sualtındaki değişimini onlarca yıl boyunca gözlemlemiştir.

Ateş Evirgen‘in Adalar çevresindeki uzun dönemli sualtı gözlemleri ve fotoğrafik kayıtları da hayalet ağların bentik yaşamla ilişkisini görünür kılan önemli bir hafıza oluşturmuştur. Evirgen’in 2017 yılında yayımlanan “Adalar’da Sualtı: Hayalet Avcılar” başlıklı yazısında Sedef Adası çevresindeki dip ağları, yalnızca birer atık olarak değil, yıllardır dalış yapılan ve değişimi izlenen bir deniz alanının parçası olarak ele alınmaktadır.

Buradaki önemli ders, çıkarılan ağların miktarından önce gelir: Bir denize müdahale etmeden önce o denizi tanımak gerekir.

Bir dalış noktasını yıllarca görmek; kayalık habitatı, sünger topluluklarını, algleri, balıkları, mevsimsel değişimleri ve habitatın zaman içindeki dönüşümünü bilmek, deniz tabanında bulunan yabancı bir nesne hakkında verilecek kararı da değiştirir. Çünkü deniz tabanı boş bir yüzey değildir.

Her hayalet ağ mutlaka çıkarılmalı mı?

Bu soru son yıllarda bilimsel literatürde daha görünür hale gelmektedir. Carlos Jimenez ve Vasilis Resaikos’un 2025 yılında Journal of Marine Science and Engineering dergisinde yayımlanan Doğu Akdeniz çalışması, terk edilmiş av araçlarının çıkarılması konusunda Gear Removal Index (GRI) adı verilen bir karar destek yaklaşımını tartışmaktadır.

Çünkü temel düşünce önemlidir: Denizde bir av aracının bulunmuş olması, mekanik olarak “derhal çıkar” kararı verilmesi için her durumda yeterli olmayabilir. Yeni kaybolmuş, hâlâ avcılık yapabilen ve az kolonize olmuş bir ağ ile uzun zamandır aynı noktada bulunan, yoğun biçimde bentik organizmalar tarafından kolonize edilmiş bir ağın çıkarılmasının ekolojik bilançosu aynı değildir.

Hakan Kabasakal da yakın tarihli bir sosyal medya paylaşımında bu çalışmayı Türkiye’deki deniz kamuoyunun gündemine taşıyarak çok yalın bir soru sordu: Deniz tabanındaki insan yapımı her nesneyi mutlaka çıkarmalı mıyız?

Kabasakal’ın Burgazada’da gözlemlediği ve çok sayıda bentik organizmanın kolonize ettiği eski bir araç lastiği üzerinden verdiği örnek aslında daha genel bir yönetim sorusuna işaret etmektedir: “Temizlik” her durumda ekolojik iyileştirme anlamına gelir mi?

Bu konuda bir başka soru da şu; denize dalış turizmi ve ekolojik işlevler gibi farklı amaçlarla atılan/bırakılan kimi nesnelerin varlığını bu tablonun neresine yerleştireceğiz?

GFCM’nin güncel yaklaşımı da bu konuda dikkat çekicidir. Kayıp av aracına mümkün olduğunca erken müdahale edilmesini önerirken, zamanında çıkarılamayan araçların giderek algler, omurgasızlar ve küçük balıklar tarafından kolonize edilebileceğini; böyle durumlarda bilimin, çıkarma ile izleme arasında karar verilmesine yardımcı olması gerektiğini belirtmektedir.

Dolayısıyla hayalet ağ yönetiminde yalnızca iki seçenek yoktur: “Bul ve çıkar.”

Bazen süreç: “Bul → değerlendir → çıkar.”

Bazen de: “Bul → değerlendir → izle → yeniden değerlendir.” şeklinde ilerleyebilir.

Bu nedenle uzun süreli biyolojik çeşitlilik gözlemleri, dalış kayıtları, habitat haritaları ve yerel ekolojik bilgi hayalet ağ yönetiminin tali unsurları değil, karar verme altyapısının parçalarıdır.

Başarıyı kilogramla mı ölçeceğiz?

Hayalet ağ projelerinin kamuoyuna anlatılmasında en kolay anlaşılabilir göstergelerden biri çıkarılan veya toplanan ağ miktarıdır.

Metre, metrekare, kilogram veya ton…

Bu göstergeler elbette değerlidir. Fakat tek başlarına ekolojik başarıyı ölçmezler. Örneğin bir ton kullanım dışı ağın balıkçı barınağında toplanarak geri dönüşüme gönderilmesi son derece başarılı bir atık önleme ve döngüsel ekonomi uygulaması olabilir.

Fakat bu, denizden bir ton aktif hayalet ağ çıkarılmasıyla aynı çevresel sonucu ifade etmez.

Benzer biçimde, denizden çok daha küçük miktarda fakat aktif biçimde avlanmaya devam eden bir ağın hassas bir habitattan çıkarılması, tonajı düşük olmasına rağmen ekolojik açıdan çok daha büyük bir fayda sağlayabilir. Bu nedenle başarı göstergelerinin ayrılması gerekir.

Karasal sistem için: toplanan kullanım dışı ağ miktarı, geri dönüşüm oranı, yeniden kullanım oranı, bertaraf edilen miktar ve sisteme katılan balıkçı sayısı ölçülebilir.

Denizel sistem için ise: bildirilen kayıp av aracı sayısı, koordinatı bilinen kayıp oranı, geri kazanılan av aracı sayısı, kayıp ile müdahale arasında geçen süre, aktif hayalet avcılığın sonlandırılması, etkilenen habitat ve önlenen ekolojik risk gibi göstergeler daha anlamlı hale gelir.

Böylece “çok ağ toplamak” ile “hayalet ağ sorununu azaltmak” birbirinden ayrılabilir.

Temizlemekten önce önlemek

Hayalet ağ yönetiminin geleceği muhtemelen deniz tabanında daha fazla ağ aramaktan ibaret olmayacaktır. Daha güçlü yaklaşım, mümkün olduğunca az av aracının hayalet hale gelmesini sağlamaktır. Bunun için teknolojik olarak son derece karmaşık bir sistemin kurulması da her durumda gerekmeyebilir.

Av aracının kimliği zaten biliniyorsa; markalama + kayıt + kayıp bildirimi + koordinat + hızlı geri kazanma + ekolojik değerlendirme + kullanım sonu yönetimi birlikte çalışan tek bir yaşam döngüsü sistemine dönüştürülebilir.

Bu sistemde balıkçı sorunun kaynağı olarak değil, çözümün en önemli aktörlerinden biri olarak görülmelidir. Çünkü ağın ne zaman ve nerede kaybolduğunu çoğu durumda ilk bilen kişi balıkçının kendisidir.

Kayıp bildiriminin cezalandırılma korkusu yaratmadan yapılabilmesi, geri kazanma mekanizmalarının erişilebilir olması ve kullanım dışı ağların limanlarda teslim edilebileceği sistemlerin kurulması bu nedenle önemlidir.

Ama bunun kadar önemli başka bir şey daha vardır: veriyi birbirine bağlamak.

Bir markanın sistemdeki kaydı ile o markayı taşıyan ağın kayıp bildirimi; kayıp bildirimi ile koordinatı; koordinat ile geri kazanma çalışması; geri kazanılan ağ ile atık yönetimi kaydı ilişkilendirilebilirse, hayalet ağ yönetimi ilk kez gerçek anlamda izlenebilir hale gelir.

O zaman şu soruların cevapları da ortaya çıkabilir:

  • Hangi av araçları daha sık kayboluyor?
  • Hangi bölgeler kayıp açısından sıcak nokta?
  • Kayıpların nedeni fırtına mı, dip yapısı mı, av araçlarının çatışması mı?
  • Hangi habitatlarda ekolojik risk daha yüksek?
  • Kayıp ağların ne kadarı kısa sürede geri kazanılabiliyor?
  • Hangileri gerçekten hayalet avcılığa devam ediyor?

Bu konuda belki de en önemlisi, uyguladığımız önlemler zaman içinde yeni hayalet ağ oluşumunu gerçekten azaltıyor mu?

Sonuç: Hayaletleri denizin dibinde aramadan önce

Hayalet ağlarla mücadele kuşkusuz denizden terk edilmiş av araçlarının çıkarılmasını da içerir. On yıllardır Marmara’da dalan insanların kendi gözleriyle gördükleri değişim ve gönüllü olarak gerçekleştirdikleri temizlik çalışmaları bunun ne kadar kıymetli olabileceğini göstermektedir.

Ancak bugün elimizde daha geniş bir bilimsel ve yönetsel çerçeve bulunmaktadır.

Artık yalnızca ağın nerede olduğunu değil, nereden geldiğini de sorabiliriz.

Yalnızca ne kadar ağ çıkarıldığını değil, neden kaybolduğunu ölçebiliriz.

Yalnızca denizden çıkarılan ağı değil, denize hiç ulaşmayan kullanım dışı ağı da yönetebiliriz.

Yalnızca “çıkaralım mı?” değil, “çıkarmak ekolojik olarak doğru müdahale mi?” sorusunu sorabiliriz.

En önemlisi de, ağ denizin dibinde yıllarca kaldıktan sonra onu aramak yerine, kaybolduğu gün nerede olduğunu öğrenebiliriz.

Bu nedenle hayalet ağ yönetimini iki ayrı fakat birbirine bağlı sistem olarak düşünmek gerekir:

Denize ulaşmadan önce: kullanım ömrünü tamamlamış av araçlarının atık yönetimi.

Denize kaybolduktan sonra: markalanmış av aracının bildirimi, izlenmesi, ekolojik değerlendirilmesi ve gerektiğinde geri kazanılması.

Bu iki sistem birbirine karıştırılmamalı; fakat birbirinden de koparılmamalıdır. Çünkü karada kullanım ömrünü tamamlayan av araçlarının yönetilmesi ile denizde kaybolan av araçlarının izlenmesi ve gerektiğinde geri kazanılması, aynı yaşam döngüsünün farklı aşamalarıdır.

Hayalet ağlarla mücadelede önemli olan; hangi av araçlarının kullanıldığını bilmek, bunları markalamak ve izlemek, kayıpları oluştuğu anda kayıt altına almak, kayıp nedenlerini anlamak, denizde bulunan araçların ekolojik etkisini değerlendirmek ve kullanım ömrünü tamamlayan ağların yeniden denize ulaşmasını engelleyecek bir atık yönetimi sistemi kurabilmektir.

Bu nedenle geleceğin hayalet ağ politikası yalnızca “bul ve çıkar” yaklaşımına değil; tanı, izle, kaybı bildir, değerlendir, gerektiğinde geri kazan ve kullanım ömrünün sonunda doğru yönet anlayışına dayanmalıdır. Bilimsel ve sürdürülebilir yönetimin asıl hedefi, sorun ortaya çıktıktan sonra onu temizlemekle sınırlı kalmamalıdır. Kayıp av araçlarının oluşmasını azaltmak, oluşan kayıpları izlenebilir hale getirmek ve müdahalenin kendisini de ekolojik bilgiye dayandırmak gerekir.

Çünkü denizleri korumanın en etkili yollarından biri, temizlemek zorunda kalacağımız kirliliğin oluşmasını en başından önlemektir.

Antalya Kent Gönüllülerihttps://antalyakentgonulluleri.wordpress.com/2026/09/20/balikci-aglari-ne-zaman-hayalet-olur/

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER