Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

A.Sezai Oz
A.Sezai Oz

MUĞLA’NIN 14. İLÇESİ: DENİZ — II

HERKESİN DENİZİ

Birinci bölümde Muğla’nın denizden kazandığı ekonomik değeri ve bu ekonominin arkasındaki insanları anlatmaya çalıştım. Şimdi daha zor bir soruya gelelim:

Bu kadar insan aynı denizi kullanıyorsa, herkesin hakkını nasıl koruyacağız?

Çünkü aynı koyda balıkçı var, yatçı var, günübirlik tekne var. Bir başkası yüzmek, dalmak, yelken yapmak ya da küçük teknesiyle birkaç saat geçirmek istiyor. Turizmci, marina işletmecisi, tekne ustası ve su ürünleri üreticisi de aynı denizden ekonomik değer yaratıyor.

Bunların hiçbirini birbirinin karşısına koyamayız.

Önce balıkçının en temel ihtiyacından başlayalım: Güvenli bir yere bağlanabilmek.

Burada rakamlara dikkat etmek gerekiyor. Muğla İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Eylül 2026 itibarıyla il genelinde 13 balıkçı barınağı bulunduğunu açıklıyor. Ancak bu sayı Muğla kıyılarında balıkçıların kullandığı bütün noktaların toplamı değil. Bakanlığın kayıtlarında balıkçı barınaklarının yanında doğal barınma yerleri, bağlama yerleri, iskeleler ve karaya çıkış noktaları gibi farklı statüler bulunuyor. Örneğin Bakanlığın karaya çıkış noktaları kayıtlarında Fethiye Balıkçı Barınağı da yer alıyor. Köyceğiz-Dalyan ise lagün ve dalyan balıkçılığı nedeniyle Muğla’nın deniz ve su ürünleri kültürünün ayrıca değerlendirilmesi gereken önemli bir parçası. Yani yalnız “kaç barınak var?” diye baktığımızda Muğla’daki gerçek tabloyu tam olarak göremiyoruz.

Asıl mesele de zaten sayı değil. Balıkçı nerede barınacak, yatçı teknesini nereye bağlayacak, tur teknesi nereden çalışacak, vatandaş nereden denize girecek ve bütün bunlar yapılırken koy ne kadar yük taşıyabilecek?

Muğla’nın her kıyısına aynı cevabı veremeyiz. Bodrum’un ihtiyacı başka, Fethiye’nin başka; Marmaris, Datça, Milas, Ula ve Köyceğiz’in denizle ilişkisi birbirinden farklı. Bir yerde marina doğru çözüm olabilirken başka bir yerde balıkçı barınağı, çekek alanı, kara parkı, küçük ölçekli bağlama alanı ya da doğal yapıyı mümkün olduğunca koruyan başka bir model daha doğru olabilir.

Her ihtiyaca aynı çözümü uygulamak yerine, her kıyının kendi karakterine göre çözüm üretmeliyiz.

Datça bunun iyi örneklerinden biri. Yıllardır tartışılan yat limanı meselesini yalnız “yapılsın mı, yapılmasın mı?” ikilemiyle ele almak bana eksik geliyor. Datça’nın yatçılıkla ilişkisi elbette olacak. Teknelerin güvenli bağlanma ihtiyacı da gerçek. Fakat Datça’nın doğal yapısını, kıyısının ölçeğini, kent merkezini ve ulaşım kapasitesini de aynı hesabın içine koymak gerekiyor.

Çünkü bir ihtiyaç gerçek olabilir; o ihtiyaca önerilen her çözüm doğru olmak zorunda değildir.

Bodrum-Datça feribotuna da aynı anlayışla bakıyorum. İki yarımadanın denizden birbirine bağlanması çok değerli ve korunması gereken bir ulaşım imkânı. Burada tartışılması gereken hattın varlığı değil; hizmetin kalitesi, niteliği ve fiyat-performans dengesi.

Bodrum ve Datça gibi iki önemli kıyı destinasyonu arasında çalışan bir hatta kullanılan deniz aracından yolcu konforuna, erişilebilirlikten hizmet sürekliliğine kadar daha yüksek bir standart beklemek son derece doğal. Şubat 2026’da kabul edilen tarifede tek yön yolcu ücreti 875 TL, otomobil ücreti ise 2.950 TL olarak belirlenmişti. Yıl içinde tarifenin yeniden güncellenmesi de Büyükşehir Meclisinin gündemine geldi. Dolayısıyla mesele yalnız fiyat değil; ödenen bedelin karşılığında alınan hizmetin niteliği.

Hava koşulları nedeniyle yıl içinde bazı seferlerin iptal edilmesi de hattın deniz koşullarına uygun araç, teknik altyapı ve işletme modelinin sürekli değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Ancak bundan “hat yanlış” sonucu çıkarılamaz. Tam tersine mesele, bu değerli hattı daha iyi hale getirebilmek.

Daha nitelikli deniz araçları, daha konforlu hizmet, daha güçlü bir fiyat-performans dengesi ve Datça’ya ya da Bodrum’a inen yolcuyu kara toplu taşımasına bağlayan bütünleşik bir ulaşım sistemi…

Bence hedef bu olmalı.

Aslında Bodrum-Datça örneği Muğla’nın tamamı için önemli bir şey söylüyor: Denizden daha fazla yararlanmak, her zaman denize daha fazla yük bindirmek anlamına gelmemeli.

Bazen yeni bir marina yapmak yerine mevcut bağlama alanını düzenlemek; yeni bir kıyı yapısı yerine kara parkını geliştirmek; daha fazla araç taşımak yerine toplu deniz ulaşımını güçlendirmek; daha fazla tekne almak yerine mevcut hizmetin kalitesini yükseltmek çok daha değerli olabilir.

Balıkçının barınma ihtiyacını göreceğiz. Teknesini güvenle bağlamak isteyen insanı yok saymayacağız. Turizmden geçinen insanın ekmeğini koruyacağız. Yatçıyı, günübirlik tekneyi, su ürünleri üreticisini de bu denizin dışında görmeyeceğiz.

Ama yüzmek isteyen yurttaşın da o koya ulaşabilmesini sağlayacağız.

Çünkü deniz yalnız üzerinde teknesi olanın değil, hepimizin.

Ve bütün bu ihtiyaçların üzerinde değişmeyen bir gerçek var:

Denizin ve kıyının da bir taşıma kapasitesi var.

Bir koya istediğimiz kadar tekne bağlayamayız. Her kıyıyı yapılaştıramayız. Her ekonomik faaliyeti yalnız bugünkü gelirine bakarak büyütemeyiz. Çünkü balıkçının da, yatçının da, turizmcinin de, üreticinin de geleceği sonunda aynı şeye bağlı:

Temiz, canlı ve yaşayan bir denize.

Üçüncü bölümde tam da bunu konuşacağız. Göcek’i, Gökova’yı, Selimiye’yi, Karacasöğüt’ü, Güllük’ü; Posidonia’yı, balık çiftliklerini, tekne atıklarını ve koylarımızın taşıma kapasitesini…

Çünkü denizi paylaşmanın ilk şartı, denizin sınırlarını bilmek.

*Devam edecek…*

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER