Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Dr. Elif Ozgur
Dr. Elif Ozgur

DENİZDE ‘YABANCI’ YABANCIYI ÇEKER

Doğu Akdeniz’de Ekosistemin Dönüşümü

Yapay yüzeyler ekosistem kurmaz. Sadece kolonizasyon başlatır. Üstelik bu kolonizasyon, çoğu zaman istenmeyen türler lehine gerçekleşir. Yapay resif projeleri genellikle “balık artışı” ve “biyoçeşitlilik” söylemleriyle sunuluyor. Ancak bu noktada kritik bir ayrımı hatırlamak gerekir: Balıkların bir alanda toplanması, o alanda üretimin arttığı anlamına gelmez. Bu çoğu zaman yalnızca bir “toplanma” etkisidir. Gerçek üretim, ancak besin zincirinin tüm halkalarının birlikte işlediği, kompleks habitatlarda mümkündür…

Dr. Elif ÖZGÜR

İKİ DENİZ, BİR KANAL VE ÖNGÖRÜLEMEYEN EKOLOJİK ETKİ

1869’da Akdeniz’le Kızıldeniz’i birbirine bağlayan Süveyş Kanalı’nın açılması, insanlık tarihinin en önemli mühendislik projelerinden biri olarak görülmüştü. Avrupa ile Asya arasındaki mesafeyi dramatik biçimde kısaltmış ve küresel ticaretin yeniden yapılanmasına yol açmıştı. Ancak bu proje, tasarım aşamasında yalnızca jeopolitik ve ekonomik faydalar üzerinden değerlendirilmiş; doğa sistemleri üzerindeki etkileri neredeyse tamamen göz ardı edilmiştir. Nitekim dönemin tartışmaları, kanalın ticaret yollarını kimin kontrol edeceği, Osmanlı ekonomisine nasıl etki edeceği veya sömürge düzenini nasıl dönüştüreceği üzerine yoğunlaşmış; ekosistemler arası bağlantının yaratacağı sonuçlar bilimsel ve politik gündemin dışında kalmıştır.

EKOSİSTEM ÜZERİNDE GERİ DÖNDÜRÜLEMEZ BASKI

Oysa kanal, yalnızca iki denizi birleştiren bir altyapı değil, aynı zamanda biyocoğrafik bariyerleri ortadan kaldıran kalıcı bir müdahaledir. Bu müdahale, Kızıldeniz ile Akdeniz arasında binlerce yıldır süren ekolojik izolasyonu sona erdirmiş ve Dov Por (1971)’un ortaya koyduğu üzere, büyük ölçüde tek yönlü gerçekleşen Lessepsiyen göç sürecini başlatmıştır. Kanal boyunca mevcut olan fiziksel ve biyolojik filtrelere rağmen, belirli toleranslara sahip türler bu yeni koridoru kullanarak Akdeniz’e ulaşmış; burada ya boş nişleri doldurmuş ya da yerel türlerle rekabet ederek ekosistem yapısını dönüştürmüştür.

Bu süreç, insan müdahalesinin doğa üzerindeki etkisinin yalnızca doğrudan değil, aynı zamanda dolaylı ve öngörülemez olduğunu göstermektedir. Kanalın açılmasıyla hedeflenen ekonomik kazanımlar kısa vadede elde edilmiş olsa da, uzun vadede ortaya çıkan ekolojik sonuçlar çok daha geniş ve kalıcıdır. Tür kompozisyonundaki değişimler, trofik ağların (besin zinciri etkileşimin) yeniden yapılanması ve yerel biyolojik çeşitlilik üzerindeki baskı, bu müdahalenin geri döndürülemez etkileri arasında yer almaktadır.

ÇOK KATMANLI SOSYOLOJİ-EKOLOJİK SİSTEM

Daha da önemlisi, bu ekolojik dönüşüm yalnızca biyolojik sistemlerle sınırlı kalmamış; balıkçılık, turizm ve kıyı ekonomileri gibi insan faaliyetlerini de yeniden şekillendirmiştir. Böylece Süveyş Kanalı, insan tarafından tasarlanan bir proje olmasına rağmen, zaman içinde insan ve doğa arasında karşılıklı etkileşime dayanan çok katmanlı bir sosyo-ekolojik sisteme dönüşmüştür.

SÜVEYŞ KANALI ÖRNEĞİNDEN ALINACAK DERSLER

Sonuç olarak Süveyş Kanalı, modern mühendisliğin bir başarısı olmasının ötesinde, insanın doğaya müdahalesinin sınırlarını ve yarattığı sonuçları sorgulatan bir örnek olarak değerlendirilmelidir. Bu deneyim, sonuçları öngörülebilir olmayan, bilimsellikten ve coğrafi gerçeklikten uzak olarak hayata geçirilen büyük ölçekli altyapı projelerini bugün daha doğru tartışılmasını zorunlu kılıyor. Bu tür büyük ölçekli projelerin yalnızca ekonomik ve politik etkileriyle değil, aynı zamanda ekolojik bütünlük ve uzun vadeli sistem dinamikleri açısından da ele alınması günümüz dünyasında kaçınılmazdır. Bugün Doğu Akdeniz’de yaşanan değişim, yalnızca bir tür göçü değil, insan müdahalesiyle hızlanan bir ekosistem dönüşümüne işaret ediyor.

ANTALYA: EKOLOJİK GİRİŞ KAPISI (ECOLOGICAL GATEWAY)

Antalya kıyıları, Doğu Akdeniz’in tipik özelliklerini taşıyarak Lessepsiyen türler için yüksek tuzluluk, yüksek sıcaklık ve düşük biyotik direnç gibi çekici koşullar sunar. Bu bağlamda Antalya “ekolojik giriş kapısı (ecological gateway) olarak işlev görmektedir. Por’un “boş nişlerin doldurulması” yaklaşımı burada doğrudan gözlenir.

Antalya’da:

Siganus türlerinin  (sokar balıkları) makroalg dinamiklerini değiştirmesi,

Pterois miles (aslanbalığı) ve balon balıkları gibi predatörlerin trofik yapıyı etkilemesi,

* bentik toplulukların yeniden şekillenmesi (Halophila stipulacea, Caulerpa türleri vb. yabancı bitki Diadema setosum gibi zehirli türlerin artışı ve yabancı midye ve istiridye vb. baskın türler haline gelmesi)

gibi süreçler, Lessepsiyen göçün ekosistem mühendisliği etkisini ortaya koymaktadır.

BOŞ OLAN YER EN HIZLI OLAN TARAFINDAN DOLDURULUR

Yapay resifler, beton bloklar, marina yapıları, halatlar… Bunların her biri doğada bulunmayan, boş ve rekabetsiz alanlar yaratıyor. Ve doğada boş alan diye bir şey yoktur. Boş olan her yer, en hızlı olan tarafından doldurulur. Doğu Akdeniz’de bu hızlı türler çoğu zaman yabancı olanlardır.

KAŞ’TA AKDENİZ İLE KIZILDENİZ TÜRLERİ BİR ARADA

Kaş, Antalya’da çekilen (Nisan 2026) saha görüntülerinde, tek bir beton yüzeyin (substrat) kısa süre içerisinde üzerinin ve etrafının yabancı istilacı türlerden deniz çayırı, Halophila stipulacea, midye ve istiridye türleri Saccostrea cucullata, Dendrostrea frons, Pinctada radiata, Spondylus spinosus vb. (Mytilidae, Ostreidae ve Pteriidae üyeleri), deniz salyangozları Conomurex persicus ve Cerithium scabridum vb., balon balıklarından en fazla Torquigener flavimaculosus, aslan balığı Pterois miles (aslanbalığı), Parupeneus forsskali gibi yabancı barbun balığı vb. tarafından kolonize edildiği açıkça gözlenmektedir. Benzer şekilde marina içindeki basit bir halat üzerinde yine yabancı istilacı tunikat türü Phallusia nigra‘nın midyelerle birlikte baskın hale geldiği dikkat çekiyor.

20.04.2026- Kaş, Antalya’da yapay substrat (tonoz) etrafında Lesepsiyen balıklar: cüce balon balığı Torquigener flavimaculosus & yabancı barbun balığı, Parupeneus forsskali
20.04.2026- Kaş, Antalya’da yapay substrat (tonoz) etrafında yabancı istilacı deniz çayırı, Halophila stipulacea
Kaş Bucak Denizi’ndeki Marina

Bu durum, yapay yüzeylerin yerli türler için bir restorasyon alanı olmaktan ziyade, istilacı türler için öncelikli kolonizasyon alanları oluşturduğunu açıkça göstermektedir. Dolayısıyla bu tür uygulamalar, biyoçeşitlilik artışı iddiasından çok, ekosistem kompozisyonunda kayma (shift) yaratma potansiyeli taşımaktadır.

BİNLERCE YILDA DENGEYE ULAŞAN EKOSİSTEM

Öte yandan aynı bölgede doğal habitatlara bakıldığında farklı bir tablo karşımıza çıkıyor. Doğal sistemlerde gözlenen Posidonia oceanica, Cymodocea nodosa, Zostera ve Sargassum gelişimi orfoz ve lahoz gibi (Epinephelus marginatus E. aeneus vb.) üst trofik düzey türlerin varlığı, stabil ve dengeli bir ekosistemin göstergesidir. Bu karşılaştırma, yapay resiflerin doğal ekosistemlerin işlevini taklit etmekten uzak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo Akdeniz’in binlerce yılda dengeye ulaşmış ekosisteminin bir örneğini sunuyoruz.


20.04.2026- Kaş, Antalya’da Sargassum fasiyesi etrafında gözlenen lahoz sürüsü
Üst trofik düzey türlerin varlığı, stabil ve dengeli bir ekosistemin göstergesidir.

YAPAY YÜZEYLER YERLİ EKOSİSTEMİ DESTEKLEMEZ

Bu karşılaştırma basit ama çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor. Yapay yüzeyler ekosistem kurmaz. Sadece kolonizasyon başlatır. Üstelik bu kolonizasyon, çoğu zaman istenmeyen türler lehine gerçekleşir. Yapay resif projeleri genellikle “balık artışı” ve “biyoçeşitlilik” söylemleriyle sunuluyor. Ancak bu noktada kritik bir ayrımı hatırlamak gerekir: Balıkların bir alanda toplanması, o alanda üretimin arttığı anlamına gelmez. Bu çoğu zaman yalnızca bir “toplanma” etkisidir. Gerçek üretim, ancak besin zincirinin tüm halkalarının birlikte işlediği, kompleks habitatlarda mümkündür. Bu nedenle yalnızca fiziksel yapı eklemek, beklenen ekolojik sonucu doğurmayabilir.

HİÇ BİR PROJENİN SONUCU BAŞINDAN AÇIKLANAMAZ

Daha da önemlisi, bu tür müdahalelerin uzun vadeli etkileri çoğu zaman sistematik olarak izlenmemekte ve değerlendirilmemektedir. Bu da projelerin gerçek başarısının ölçülmesini zorlaştırmaktadır. Yerel basına yansıyan son haber örneklerinde, Antalya’daki yapay resif uygulamalarına ilişkin projenin deniz ekosistemini güçlendireceği ve balık popülasyonunu artıracağı yönünde güçlü ifadeler yer almakta; ancak bu iddiaların hangi bilimsel verilere dayandığı, uygulamanın hangi ekolojik koşullarda gerçekleştirileceği ya da uzun vadeli izleme planının nasıl olacağına ilişkin herhangi bir bilgi verilmemektedir. Bu durum, yapay resif projelerinin bilimsel bir müdahale olmaktan çok, sonuçları önceden varsayılmış bir başarı anlatısı çerçevesinde sunulduğunu göstermektedir. Bir projenin daha gerçekleşmeden sağlam bilimsel sonuçları hakkında beyan vermek ise bilimi baştan reddetmektir. Proje daha uygulanmadan başarı ilan ediliyorsa, ortada bilimsel değerlendirme değil, hazır bir anlatı vardır.

BİR SORUNU MU ÇÖZÜYORUZ YOKSA YENİ BİR SORUN MU YARATIYORUZ

Bugün geldiğimiz noktada, yapay resifler üzerine yeniden düşünmek zorundayız. Bu tartışma, yalnızca bir çevre meselesi değil; insanın doğaya müdahalesinin sınırlarını anlamaya yönelik daha geniş bir sorgulamanın parçasıdır. Çünkü bazen en kritik soru şudur: “Gerçekten bir sorunu mu çözüyoruz, yoksa farkında olmadan yeni bir süreci mi hızlandırıyoruz?”

EKOSİSTEM GÜÇLENMESİ DEĞİL, YABANCI TÜRLERE DAVETİYE

Beton substrat, halat, iskele ya da herhangi bir yapay yüzey… Yapı değişse de sonuç değişmemektedir. Bu yüzeyler, yerli türler için bir restorasyon alanı değil; istilacı türler için bir başlangıç noktasıdır. Dolayısıyla burada temel mesele, tek tek projelerin başarısı ya da başarısızlığı değildir. Asıl mesele, bu projelerin hangi ekolojik süreci tetiklediğidir. Ve görünen odur ki, bu süreç, yerli ekosistemin güçlenmesi değil, yabancı türlerin yerleşmesidir.

DOĞAYI İYİLEŞTİRMEK Mİ, DEĞİŞİMİ HIZLANDIRMAK MI?

Bu nedenle yapay resif uygulamalarını yalnızca “iyi niyetli çevresel projeler” olarak değerlendirmek yetersizdir. Bu uygulamalar, Lessepsiyen göç ile zaten dönüşmekte olan bir sistemde, bu dönüşümü hızlandıran müdahaleler haline gelebilmektedir. Sonuç olarak, artık şu soruyu açık biçimde sormak zorundayız: Biz doğayı iyileştiriyor muyuz, yoksa değiştirmeyi hızlandırıyor muyuz?

DENİZDE YABANCI YABANCIYI ÇEKER

Sonuç olarak, Doğu Akdeniz gibi hassas bir sistemde, her müdahalenin yalnızca kısa vadeli hedeflerle değil, uzun vadeli ekolojik etkilerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Aksi takdirde, farkında olmadan olumsuz bir süreci destekliyor olabiliriz: Denizde yabancı olan, önce yabancıyı çeker; biz ise bu çekimi hızlandırıyoruz.

Kaynak: Antalya Kent Gönüllüleri – https://antalyakentgonulluleri.wordpress.com/2026/04/21/denizde-yabanci-yabanciyi-ceker-dogu-akdenizde-ekosistemin-donusumu/

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER