Herkesler merhaba

................

Bu, benim Sualtı Gazetesi’ ndeki ilk yazım. O yüzden gazetenin sıcacık “hoşgeldin” e, “hoşbulduk” diyorum 🙂

Geçtiğimiz hafta 3 arkadaş, arabayla Yunanistan’ a gittik. Gezi sırasında sevgili Bilal Karataş’ tan bir telefon aldım, “bizim gazeteye de yazar mısın” diye. Teklifi duyunca, sevinçten ağzım kulaklarıma fiyonk oldu 🙂 Hemen kabul ettim tabii, çok da mutlu oldum.

Yazılara başlamadan önce bi’ lokmacık kendimden bahsedeyim. Sıcak bir Ağustos sabahında dünyaya gelmiş, o yüzden olacak ki sabahları erken uyanmayı seviyorum. Geç uyanınca, “eyvah gün bitti, ziyan oldu” diye düşünüyorum 🙂

İki çocuklu bir ailenin büyük çocucuğum, bir de erkek kardeşim var. Çok şanslıyım ki, gezmeyi seven bir ailenin çocuğuyum, çocuğum hala 🙂 Tüm hobilerime babam sayesinde başladım, çünkü herşeyi ondan öğrendim.

Kendimi bildim bileli bir kayığımız var. Yazlığımız Yalova Esenköy’ de. İlk keşif, 1974’ te olmuş, oranın en bakir zamanında. Sonra ben doğmuşum ve oraya gitmeye devam etmiş, ailem. Ev almadan önce kayık almış babam, ahşap, kıçtan takma Seagullmotoru var, uzun şaftlı. Yürümeyi öğrenmeden yüzmeyi öğrendim desem yeridir 🙂 Hal böyle olunca, tekne tepesinde büyüdüm tabii ki. Balık tutmayı, zıpkınla avlanmayı öğrendim zamanla. Yelken yapmayı öğrendim. Yelken yarışlarına katılıp, o adrenalini hissettim. Kupa kazanıp, zafer duygusunu yaşadım.

Suyun üzerinde vakit geçirince, insan içini de merak ediyor tabii ki. Sonra dalış geldi ardından. En büyük tutkum. Beni su altındaki canlılardan ziyade, yerçekimsiz gibi hissedilen ortam cezbediyor. Suyun içinde belirli bir yüzerliliğiniz var, o konumda batmıyorsunuz. Belirli bir seviyede suyun içinde asılı kalıyorsunuz. Sonrasında ciğerlerinizdeki havayı boşaltıp alçalıyor ya da derin nefes alıp yükseliyorsunuz. Uçmak gibi, muhteşem bir duygu. Lütfen gözlerinizi kapatın ve bunu hayal edin 🙂

6 yaşındayken, bana ne olacaksınız diye sorduklarında “tır şöförü” derdim ve her akşam annemden azar işitirdim. 12 yaşına gelip de ayaklarım arabanın pedalına yetişince, babam araba kullanmayı öğretti. Bir sonraki hafta arabayı kaçırdım, sonra yakalanıp, fırça yedim. Ertesi hafta düz kontakt yapıp araba kaçırmayı öğrendim. Ama ehliyetiniz yoksa, siz sakın yapmayın. O zaman küçüktüm, tehlikenin farkında değildim. Bu araba sevgisi beni önce Rally hakemi, sonra Formula1 hakemi sonra da offroad’ cu yaptı. Şimdi Beykoz Off Road Kulübü’ nün yarışlarını yapıyoruz. Tabii sonra arkasından kamp işleri başladı.

Tüm bunlar olurken, ben arada bir evlenip bir oğul sahibi oldum 🙂 Evlilik yürümedi ama çocuğumu da peşimden sürükledim. Kamplarda birlikte büyüdük onunla. 14 yaşında balık adam oldu. Yelken öğrendi. Kışın snowboard kayıyor, onu da kendime benzettim. Kısacası biz, evde duramayan sokak hatta doğanın çocukları olduk.

Böyle bir sürü şeye burnunu sokunca insan, anlatacak, yazacak çok şeyi de oluyor tabii. O yüzden de aklımı kurcalayan şeyleri yazıyorum. Seviyorum da yazmayı 🙂

Bir de seyahatler meselesi var. Yıllık izin bulduğum ilk fırsatta, gezmeklere gidiyorum. Farklı ülkelere, farklı insanların yaşamlarına. Farklı coğrafyaları görmek, farklı insanlar tanımak, onları gözlemlemek çok hoşuma gidiyor. Onların yaşamı algılama şeklini görmek, farklılıklarımız ayırdına varmak, çok sihirli geliyor bana.

Bir de son zamanlarda takık olduğum bir konu var, çocuklar yüzünden eve veya alışveriş merkezlerine hapsolan ebeveynler. Bizim jenerasyon sokakta oyun oynayarak büyüdü. O yüzden mutlu bence. Evhamlı ebevenler çocuklarını sokağa bırakamıyor ama onlarla doğada vakit geçirmek gibi şansları var. Ormanlar yok olmadan, alın çocuk çombalağı dalın içine. Kamp atmasanız bile piknik yapın.

Böyle şeylerle dolu benim dünya, işte. Umarım ileri ki günlerde bunları birlikte paylaşırız.
Sualtı Gazetesi’ ne beni de aralarına aldıkları için çok teşekkür ediyor ve “vira bismillah” diyorum.

Sevgiyle kalın.


Seval Duban
seval.duban@vodafone.com


http://www.sualtigazetesi.com/wp-content/uploads/2015/04/Untitled3.jpg