ORTAKÖY’ÜN DERİNLERİNDE UNUTULMUŞ BİR HİKÂYE…

................
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)

Yıllar önce dinlemiştim bu batığın hikâyesini. İlk kimden duymuştum, artık hatırlamıyorum. “Ortaköy Cami’nin önünden suya gir, bayırdan dümdüz ilerle; 25 bilemedin 30 metrede tavasını görürsün… Dikkat et, fena akar orası! Dipten fazla yükselme, ilişken ağlara, misinalara dikkat et… Zamanında dinamitle patlattılar, parça parça çıkardılar, ama kalıntısında bol balık var…”

Ne zaman eski tüfeklerle biraraya gelsek, sohbet döner dolaşır boğazın batıklarına, ama ille de Ortaköy’deki sac batığa gelirdi. Çok iyi bilirlerdi bu batığı, hurdasından da balığından da az ekmek yememişlerdi. Başı sıkışan dalgıcın ekmek teknesiymiş, zamanın paslandırdığı iskeleti. Hele boğazdaki her kovukta irili ufaklı ıstakozların yuvalandığı devirlerde, dalgıçların gözünde bir nevi banka kasasıymış. Paran mı bitti? Gel ve ihtiyaç duyduğun kadar çek!

Böyle bir cevhermiş zamanında Ortaköy batığı…

***

En az 20 yıldır hikâyelerini dinlediğim batığa, nihayet bu pazar sabahı dalmak nasip oldu. Epeydir yeni bir yer arıyordum dalmak için. Artık zamanı geldi dedim kendi kendime ve şansımı Ortaköy’de denemeye karar verdim. Teoman’la (Naskali) Ulaş (Oyal), dünden hevesliydiler zaten böyle bir dalışa. Perşembe’den sözünü kestik ve Pazar sabahı 6 buçukta, Ortaköy’deki kilisenin hemen yanındaki otoparkta aldık soluğu. Malum, Ortaköy’ün hafta sonu geleni gideni çok olur; ortalık kalabalık olmadan suya girip çıkmakta fayda var. Sabahın köründe suya girince bizim derin batık dalışı iyice tadından yenmez oldu…

***

Saat 07:30’da kafelerin hemen önündeki İDO iskelesinin yanındaki iskelecikten suya giriyoruz. Yamaç neredeyse dikine derinleşiyor. Daha bir dakika geçmeden 20 metredeyiz. Tekirler, çinekoplar, gümüş balıkları çevremizde cirit atıyor. Hem balıkları seyrediyoruz, hem de çevreyi dinliyoruz. Batığın çevresi balıkçıların gözde avlaklarından. Geceden bırakılan ağlara çapariz olmamak için pür dikkat etrafı kolaçan ediyoruz. Lodos nedeniyle yüzey akıntısı yok denecek kadar azalmış. Dibe doğru başlayan hafif ters akıntıya ise, yukarıdan basan lodosun dipte yarattığı anafor yol açıyor. Normalde kristalin altında akıntının Karadeniz’e doğru olması gerekirken, bu sabah dip akıntısı tersine dönmüş. Ancak akıntıdaki bölgesel anormalliklere aldanmamak şart, yoksa kendinizi bir anda kanala doğru sürüklenirken bulabilirsiniz.

***

Önce birkaç tane kamyon lastiği çıkıyor yolumuza, sonra birkaç tane daha… İnsanların yükünü taşıyan lastikler, derinlerde sakin ve gözlerden uzakta bir emeklilik sürüyorlar. Tek ziyaretçileri balıklar ve çağanozlar; bir de biz çıkageldik bu sabah. Zararsız varlığımız kimseyi tedirgin etmiyor.

Yıllardır dinlediğim hikâye 37 metrede gerçeğe dönüşüyor. Ortaköy batığının paslı kalıntısı gri kumun üzerinde öylece yatıyor. Üst yapısından eser kalmamış; bir zamanlar batığı sökenler, güvertenin üzerinde ne varsa ustaca kesip almışlar. Parlak ışıklarımız deniz yaşamına teslim olmuş gövdeden yansıyor. Yıllar sonra gördüğü ilk ışık belki de bizim ışığımızdı…

***

Denizin donattığı kostüm yetmemiş olmalı ki batığın üzeri metrelerce halat ve ağ ile kaplanmış. Hayalet ağlara takılıp can veren, kıvranan ya da çoktan çürüyüp gitmiş onlarca balık var. Ağ ve halattan dokunmuş bir kefen giymek, galiba her batığın ortak kaderi. Batıklar balık yuvasıdır; balıkçılar bunu iyi bilir ve buralara ağ atarlar. Dostlarının canına kıyılmasının öcünü, ağı paramparça ederek alır batıklar. Ancak geride kalan salkım saçak ağ kalıntıları yine de can almaya devam eder. Buradaki hayaletin tanık olduğumuz kurbanları, dipte gümüş ışıltıları saçan çinekoplardı…

Eşkinalar ve iskorpitler enkazın kurdu olmuşlar. Bir zamanlar insanların gezindiği metallerin üzerinde artık onların saltanatı sürüyor. Saklanabilecekleri o kadar çok yer var ki…

Fotoğraf çekerken bir yandan Teoman’la Ulaş’ı izliyorum. Herbiri batığın ayrı bir köşesinde kendi keşfinin peşine düşmüş. Uzun zamandır yaptığımız en keyifli dalışlardan biri, memnuniyetleri yüzlerinden okunuyor.

***

42 metre derinde iniş dahil 22 dakikayı geride bıraktık. Dalış bilgisayarları çoktan “ne haliniz varsa görün…” durumuna geçtiler. Yamacı takip ederek yavaşça yükselirken yukarıdan gelen sesleri de dinliyorum. Vapurlar ve yolcu motorları mesaiye başlamış olmalılar.

Deko durakları birer birer geride kalıyor. Nihayet 6 metrede 20 dakikalık son ve en uzun beklemeye sıra geliyor. Ulaş poz verirken, dik yamaca tutunarak konumunu korumaya çalışıyor. Tam bir denge sınavı. Dipte suyun sıcaklığı 14 dereceydi, yüzeyde ise 8’e düştü. Soğuk kendisini hissettiriyor. Kuru elbise sadece ıslanmaktan korur, üşümekten değil…

Vakit çabuk geçsin diye kovuklara bakınırken, en güzel lapin balıklardan biri olan “göz benekli lapin” ile yüzyüze geliyorum. Normalde hemen kaçıp giderler, ama buradakiler insanı tanımıyor galiba; fotoğrafını çekerken uzunca bir süre istifini bozmuyor. Gaz atım beklemesinin son dakikaları fotoğraf telaşıyla geçip gidiyor farkına varmadan. Güzel bir dalış yapmış olmanın keyifli yorgunluğuyla kıyıya geliyoruz. Yıllar önce batmış bir gemiden arta kalanlara tanık olarak güne başlamanın neşesi bu, ona ulaşmak için katlandığımız güçlükleri hoş görmemizi sağlayan benzersiz bir keyif.

***

Yazarın notu: Bu yazıya eşlik eden fotoğrafların, Ortaköy’ün derinlerindeki hikâyeyi tam olarak yansıtmadığının farkındayım. Ancak fotoğraf makinem sadece bu kadarına izin veriyor. Gelecek sefer sizlere bu batığın daha iyi görüntülerini sunabilmeyi umuyorum.

 

Hakan Kabasakal
hakankabasakal@superposta.com

Yıllar önce dinlemiştim bu batığın hikâyesini. İlk kimden duymuştum, artık hatırlamıyorum. “Ortaköy Cami’nin önünden suya gir, bayırdan dümdüz ilerle; 25 bilemedin 30 metrede tavasını görürsün… Dikkat et, fena akar orası! Dipten fazla yükselme, ilişken ağlara, misinalara dikkat et… Zamanında dinamitle patlattılar, parça parça çıkardılar, ama kalıntısında bol balık var…”

Ne zaman eski tüfeklerle biraraya gelsek, sohbet döner dolaşır boğazın batıklarına, ama ille de Ortaköy’deki sac batığa gelirdi. Çok iyi bilirlerdi bu batığı, hurdasından da balığından da az ekmek yememişlerdi. Başı sıkışan dalgıcın ekmek teknesiymiş, zamanın paslandırdığı iskeleti. Hele boğazdaki her kovukta irili ufaklı ıstakozların yuvalandığı devirlerde, dalgıçların gözünde bir nevi banka kasasıymış. Paran mı bitti? Gel ve ihtiyaç duyduğun kadar çek!

Böyle bir cevhermiş zamanında Ortaköy batığı…

***

En az 20 yıldır hikâyelerini dinlediğim batığa, nihayet bu pazar sabahı dalmak nasip oldu. Epeydir yeni bir yer arıyordum dalmak için. Artık zamanı geldi dedim kendi kendime ve şansımı Ortaköy’de denemeye karar verdim. Teoman’la (Naskali) Ulaş (Oyal), dünden hevesliydiler zaten böyle bir dalışa. Perşembe’den sözünü kestik ve Pazar sabahı 6 buçukta, Ortaköy’deki kilisenin hemen yanındaki otoparkta aldık soluğu. Malum, Ortaköy’ün hafta sonu geleni gideni çok olur; ortalık kalabalık olmadan suya girip çıkmakta fayda var. Sabahın köründe suya girince bizim derin batık dalışı iyice tadından yenmez oldu…

***

Saat 07:30’da kafelerin hemen önündeki İDO iskelesinin yanındaki iskelecikten suya giriyoruz. Yamaç neredeyse dikine derinleşiyor. Daha bir dakika geçmeden 20 metredeyiz. Tekirler, çinekoplar, gümüş balıkları çevremizde cirit atıyor. Hem balıkları seyrediyoruz, hem de çevreyi dinliyoruz. Batığın çevresi balıkçıların gözde avlaklarından. Geceden bırakılan ağlara çapariz olmamak için pür dikkat etrafı kolaçan ediyoruz. Lodos nedeniyle yüzey akıntısı yok denecek kadar azalmış. Dibe doğru başlayan hafif ters akıntıya ise, yukarıdan basan lodosun dipte yarattığı anafor yol açıyor. Normalde kristalin altında akıntının Karadeniz’e doğru olması gerekirken, bu sabah dip akıntısı tersine dönmüş. Ancak akıntıdaki bölgesel anormalliklere aldanmamak şart, yoksa kendinizi bir anda kanala doğru sürüklenirken bulabilirsiniz.

***

Önce birkaç tane kamyon lastiği çıkıyor yolumuza, sonra birkaç tane daha… İnsanların yükünü taşıyan lastikler, derinlerde sakin ve gözlerden uzakta bir emeklilik sürüyorlar. Tek ziyaretçileri balıklar ve çağanozlar; bir de biz çıkageldik bu sabah. Zararsız varlığımız kimseyi tedirgin etmiyor.

Yıllardır dinlediğim hikâye 37 metrede gerçeğe dönüşüyor. Ortaköy batığının paslı kalıntısı gri kumun üzerinde öylece yatıyor. Üst yapısından eser kalmamış; bir zamanlar batığı sökenler, güvertenin üzerinde ne varsa ustaca kesip almışlar. Parlak ışıklarımız deniz yaşamına teslim olmuş gövdeden yansıyor. Yıllar sonra gördüğü ilk ışık belki de bizim ışığımızdı…

***

Denizin donattığı kostüm yetmemiş olmalı ki batığın üzeri metrelerce halat ve ağ ile kaplanmış. Hayalet ağlara takılıp can veren, kıvranan ya da çoktan çürüyüp gitmiş onlarca balık var. Ağ ve halattan dokunmuş bir kefen giymek, galiba her batığın ortak kaderi. Batıklar balık yuvasıdır; balıkçılar bunu iyi bilir ve buralara ağ atarlar. Dostlarının canına kıyılmasının öcünü, ağı paramparça ederek alır batıklar. Ancak geride kalan salkım saçak ağ kalıntıları yine de can almaya devam eder. Buradaki hayaletin tanık olduğumuz kurbanları, dipte gümüş ışıltıları saçan çinekoplardı…

Eşkinalar ve iskorpitler enkazın kurdu olmuşlar. Bir zamanlar insanların gezindiği metallerin üzerinde artık onların saltanatı sürüyor. Saklanabilecekleri o kadar çok yer var ki…

Fotoğraf çekerken bir yandan Teoman’la Ulaş’ı izliyorum. Herbiri batığın ayrı bir köşesinde kendi keşfinin peşine düşmüş. Uzun zamandır yaptığımız en keyifli dalışlardan biri, memnuniyetleri yüzlerinden okunuyor.

***

42 metre derinde iniş dahil 22 dakikayı geride bıraktık. Dalış bilgisayarları çoktan “ne haliniz varsa görün…” durumuna geçtiler. Yamacı takip ederek yavaşça yükselirken yukarıdan gelen sesleri de dinliyorum. Vapurlar ve yolcu motorları mesaiye başlamış olmalılar.

Deko durakları birer birer geride kalıyor. Nihayet 6 metrede 20 dakikalık son ve en uzun beklemeye sıra geliyor. Ulaş poz verirken, dik yamaca tutunarak konumunu korumaya çalışıyor. Tam bir denge sınavı. Dipte suyun sıcaklığı 14 dereceydi, yüzeyde ise 8’e düştü. Soğuk kendisini hissettiriyor. Kuru elbise sadece ıslanmaktan korur, üşümekten değil…

Vakit çabuk geçsin diye kovuklara bakınırken, en güzel lapin balıklardan biri olan “göz benekli lapin” ile yüzyüze geliyorum. Normalde hemen kaçıp giderler, ama buradakiler insanı tanımıyor galiba; fotoğrafını çekerken uzunca bir süre istifini bozmuyor. Gaz atım beklemesinin son dakikaları fotoğraf telaşıyla geçip gidiyor farkına varmadan. Güzel bir dalış yapmış olmanın keyifli yorgunluğuyla kıyıya geliyoruz. Yıllar önce batmış bir gemiden arta kalanlara tanık olarak güne başlamanın neşesi bu, ona ulaşmak için katlandığımız güçlükleri hoş görmemizi sağlayan benzersiz bir keyif.

***

Yazarın notu: Bu yazıya eşlik eden fotoğrafların, Ortaköy’ün derinlerindeki hikâyeyi tam olarak yansıtmadığının farkındayım. Ancak fotoğraf makinem sadece bu kadarına izin veriyor. Gelecek sefer sizlere bu batığın daha iyi görüntülerini sunabilmeyi umuyorum.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +2 (from 2 votes)

Diğer Konular


600true numbers topleft 300true 800http://www.sualtigazetesi.com/wp-content/plugins/thethe-image-slider/style/skins/white-square-1
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=122049
     Slide3
    YELKEN POSTASI – Tanju Okan Kupası
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=121354
     Slide3
    Ali Nasman ile YELKEN – Haberler
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=123020
     Slide4
    TANGO TANGO – Kabotaj Bayramı Ozel
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=123237
     Slide5
    UCASE YELKEN – Haberler
  • 5000 fade true 30 bottom 0 ENGELSIZ YELKEN – Haberler
     Slide6
    ENGELSIZ YELKEN – Haberler
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=121401
     Slide6
    Ekrem İnözü Röportajı
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=122071
     Slide7
    Özkan Gülkaynak Röportajı
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=121794
     Slide8
    Antalya Yelken Kulübü Röportajları
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=98487
     Slide9
    ACIK DENIZ Programının Konuğu “Tolga Pamir”
  • 5000 fade true 30 bottom 0
    Slide10
    Selcen Tanınmış'ın Konukları “Rüştü Onur Atilla & Doğan Akdoğan”
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=121183
     Slide11
    PRUVA Programı – Konuk “Cahit Uren”
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=119973
     Slide12
    SG YELKEN – Stüdyo Konuk “Kpt.Neşe Hasipek”
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=123304
     Slide13
    Sunum ATLANTİK GEÇİŞİ >> Ekrem İnözü
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=114887
     Slide14
    YELKEN POSTASI – Konuk”Can Akaltan”
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=115544
     Slide15
    YELKEN POSTASI – Konuk “Ogeday Sunay”
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=116854
     Slide16
    YELKEN POSTASI - Konuk “Haktan Taş”
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=99800
     Slide17
    ACIK DENIZ Programının Konuğu “Yüksek Ökçeler Yelken Grubu”
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=115288
     Slide18
    Ali Nasman ile YELKEN – Konuk “Erdem Ağan”
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=114819
     Slide19
    Ali Nasman ile YELKEN – Konuk “Erman Aras”
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=114978
     Slide20
    Dünya Dragon Şampiyonu “Ali Tezdiker” Ali Nasman’nın Konuğu !
  • 5000 fade true 30 bottom 0 http://www.sualtigazetesi.com/?p=116529
     RızaEkipmen
    Ali Nasman ile YELKEN – Konuk Rıza Epikmen
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21

http://www.sualtigazetesi.com/wp-content/uploads/2015/04/Untitled3.jpg

http://www.sualtigazetesi.com/wp-content/uploads/2013/12/SGEO001.jpg


Bu konu şimdiye kadar 1.497 kere görüntülenmiştir